150 Yıllık Çözülemeyen Soru ( Bilgi mi Beceri mi ?)

150 Yıllık Çözülemeyen Soru (Bilgi mi Beceri mi?)

Bir öğrenci okula geç kalmıştı. Sınıfı rahatsız etmemek için kantinde oturup ilk dersin bitmesini bekledi. Derse girdiğinde tahtada iki tane soru gördü; her ikisinin de sonunda birer soru işareti vardı. O an utancını bastırıp, sessizce defterine geçirdi soruları.
Eve döndüğünde, bu iki sorunun düşündüğünden çok daha zor olduğunu fark etti. Çözmekte epey zorlandı ama hocasının ödevi yapanlara iltifat ettiğini, bazen de notla ödüllendirdiğini hatırladı. Bu motivasyonla sabaha kadar uğraştı.

Ertesi gün hocasına çözümlerini gösterdiğinde öğretmen bir anda şaşkınlıkla sordu:
— “Bu sonucu nasıl buldun?”
Ardından devam etti:
— “Bu soru, 150 yıldır çözülemeyen bir problemdi. Dün sadece örnek olarak yazmıştım. Hiçbirimizin çözebileceğini düşünmemiştim.”

Öğrenci ise sakinlikle cevap verdi:
— “Derse geç kalmıştım hocam, tahtada görünce ödev sandım ve evde çözdüm.”

 

Bu hikâye, bilginin tek başına yeterli olmadığını, asıl farkı bilgiyi işleme ve kullanma becerisinin oluşturduğunu hatırlatır.
Bir insan ne kadar çok şey bilirse bilsin; eğer bilgiyi analiz etme, yorumlama ve yeni bilgiye dönüştürme becerisi yoksa, sahip olduğu bilgi de ona fayda sağlamaz.

Bilgiden Beceriyi Üretmek

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Ancak “öğrenilmiş çaresizlik” birçok insanın zihnini kuşatmış durumda.
Eskiden büyük çabalarla ulaşılan bilgiye şimdi birkaç saniyede erişebiliyoruz; fakat bu kolaylık, yoğunlaşma ve üretme becerimizi zayıflattı.
Artık “bilgisi çok ama becerisi zayıf” bir nesil oluştu.
Oysa bilgi, ancak uygulamayla, denemeyle ve tecrübeyle beceriye dönüşür.
Bir konuda ustalaşmak, sadece “bilmekle” değil, “yapmakla” mümkündür.

Öğrenmek Bir Yeteneğin Ötesindedir

Öğrenmek, doğuştan gelen bir özellik değil; doğru yöntemlerle her insanda geliştirilebilecek bir beceridir.
Kimi insanlar bazı alanlarda doğal bir öğrenme hızına sahip olabilir, ancak herkesin iyi olabileceği bir alan mutlaka vardır.
Bunu keşfetmek için iyi bir rehber, yönlendirici bir eğitimci gerekir.
Hayatta en şanslı insanlar, çocukluklarında iyi bir öğretmenle karşılaşanlardır.

Unutulmamalıdır ki, öğrenmek bilmek değildir.
Öğrenmek; bilgiyi aramak, anlamak, yorumlamak, bağlantı kurmak ve onu yeniden üretmektir.
“Bilen ama öğrenmeyenler” sadece kayıt cihazı gibidir; gerektiğinde bilgiyi tekrarlarlar.
Ama “öğrenenler” bilgiyi işler, değiştirir, geliştirir, analiz ve sentezle yeni sonuçlar üretirler.

Sürekli Gelişim Bilinci

Gerçek eğitim, sadece bilgi aktarımı değildir; bilgiden bilgi üretebilme becerisini kazandırabilmektir.
Bu yüzden kişi, geçmişi iyi kavrayarak, geleceğin değişimlerini fark edecek bir zihinsel derinliğe ulaşmalıdır.
Kendi alanında ilerlemek isteyen herkes, hayat boyu eğitimin içinde kalmalı ve yeni bilgiyle sürekli kendini güncellemelidir.
Merak, öğrenmenin ilk adımıdır.
Bir çocuk nasıl etrafındaki her şeyi kurcalar, sorar, denerse; insan da hayat boyu o merakı diri tutmalıdır.

Çünkü kişi yeni bilgi ve beceriler kazanmayı bırakırsa, var olan bilgileri de körelmeye başlar.
Zihin, kullanılmadığında paslanır.
Öğrenmeyi bırakan insan, aslında yavaş yavaş geriye gider.

Sonuç: Öğrenmenin Gücü

Bilgiye sahip olmak değerlidir, ama onu işleyip dönüştürebilmek asıl güçtür.
Her insan, kendi potansiyelini keşfedip merakını diri tutarak öğrenme becerisini geliştirebilir.
Ve ancak o zaman, toplum olarak bilgiden yeni bilgi üretebilir, geleceği inşa edebiliriz.

Sürekli eğitimin ve gelişimin farkındalığı içerisinde bir yaşam sürmeniz dileğiyle kalınız sağlıcakla..