Ataletin Tuzağına Nasıl Düşüyoruz?

Ataletin Tuzağına Nasıl Düşüyoruz?

Kübranur ÇORAK

İnsan hayatı çoğu zaman büyük engellerle değil, küçük ihmallerle şekillenir. Bir dağı yerinden oynatmak zor görünür; fakat insanı hedeflerinden uzaklaştıran şey çoğu zaman devasa problemler değil, bugün yapılması gereken işi yarına bırakmaktır. İşte bu noktada karşımıza çıkan en büyük imtihanlardan biri atalettir.

Atalet; kişinin yapabileceği, hatta yapması gerektiğini bildiği hâlde harekete geçememesi, sürekli ertelemesi ve zamanla bir durgunluğun içine hapsolmasıdır. Yaşadığımız çağın görünmeyen hastalıklarından biri hâline gelen bu durum, yalnızca bireysel başarıyı değil, kişinin manevi hayatını da olumsuz etkiler. Çünkü insan, yaratılışı gereği hareket etmek, üretmek, fayda sağlamak ve yeryüzünü imar etmekle yükümlüdür.

Kur'an-ı Kerim'de Cenâb-ı Hak insanın çalışmasının ve gayretinin değerini şu ayetle vurgular:

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm,39)

Bu ayet bize çok önemli bir hakikati öğretmektedir: Sonuçların kapısını açan şey temenniler değil, emek ve gayrettir. Nice insanlar vardır ki büyük hayaller kurar, güzel planlar yapar; fakat harekete geçmedikleri için hayatlarında hiçbir değişiklik meydana gelmez. Çünkü başarı, niyet ile birlikte adım atmayı da gerektirir.

Günümüzde ataletin en büyük sebeplerinden biri konfor bağımlılığıdır. Teknolojinin sunduğu sınırsız eğlence imkânları, sosyal medya akışları ve sürekli tüketim kültürü insanı farkında olmadan edilgen bir yaşama sürükleyebilmektedir. Saatlerce ekran başında vakit geçiren bir insan günün sonunda çok yorulduğunu hissedebilir; ancak gerçekte üretmemiş, geliştirmemiş ve ilerlememiştir.

Oysa Kur'an'ın ortaya koyduğu insan modeli sürekli hareket hâlindedir. Rabbimiz şöyle buyurur:

"Bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul ve yalnız Rabbine yönel." (İnşirah, 7-8)

Bu ayet adeta müminin hayat programını özetlemektedir. Dinlenmek elbette bir ihtiyaçtır; ancak müminin hayatında tembellik ve boş vermişlik yoktur. Bir hayrı tamamladığında başka bir hayra yönelir, bir görevi bitirdiğinde yeni bir sorumluluğun peşine düşer.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de dualarında tembellikten Allah'a sığınmıştır:

"Allah'ım! Acizlikten ve tembellikten sana sığınırım."

Bu dua, ataleti yalnızca bireysel bir eksiklik olarak değil, mücadele edilmesi gereken manevi bir hastalık olarak görmemiz gerektiğini göstermektedir.

Hayatımıza dikkatle baktığımızda bereketin çoğu zaman hareketle birlikte geldiğini görürüz. Bir öğrenci ders çalışmaya başladığında konular yavaş yavaş açılır. Bir yazar kalemi eline aldığında cümleler zihninde şekillenmeye başlar. Bir girişimci ilk adımı attığında yeni fırsatlar karşısına çıkar. Fakat başlamayan insan, potansiyelini hiçbir zaman keşfedemez.

Toprağa atılmayan tohumun yeşermesi mümkün değildir. Aynı şekilde harekete dönüşmeyen fikirler de sonuç vermez. Allah Teâlâ'nın kâinatta koyduğu sünnetlerden biri budur: Gayret edenin önüne yollar açılır.

Bugün birçok insan "Motive olunca başlayacağım." düşüncesiyle beklemektedir. Oysa gerçek hayatta çoğu zaman motivasyon hareketten sonra gelir. İlk adımı atan insanın enerjisi artar, ürettikçe iştahı çoğalır. Bu nedenle başarıya giden yol mükemmel şartları beklemekten değil, mevcut şartlarla harekete geçmekten geçer.

Atalet yalnızca dünya işlerinde değil, ibadet hayatında da kendisini gösterir. Ertelenen namazlar, ihmal edilen Kur'an okumaları, sürekli sonraya bırakılan hayırlı işler zamanla insanın manevi direncini zayıflatır. Halbuki küçük de olsa düzenli yapılan ameller Allah katında daha değerlidir.

Unutmamalıyız ki şeytanın en büyük tuzaklarından biri insana "Daha sonra yaparsın." düşüncesini vermektir. Çünkü ertelenen her hayır biraz daha zorlaşır, ihmal edilen her sorumluluk biraz daha ağırlaşır.

Bu yüzden bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Hayatımda beni geriye çeken şey gerçekten imkânsızlıklar mı, yoksa harekete geçmemi engelleyen atalet mi?

Belki büyük değişimler için değil, küçük ama kararlı adımlar için gayret etmeliyiz. Her gün birkaç sayfa kitap okumak, düzenli Kur'an tilavet etmek, bir insana fayda sağlamak, yeni bir beceri öğrenmek veya yarım kalan bir işi tamamlamak... İşte bereket çoğu zaman bu küçük adımlarla başlar.

Çünkü Allah'ın yardım ve bereketi çoğu zaman yürüyene gelir. Duranın değil, gayret edenin yolu açılır. Bekleyenin değil, çalışanın ufku genişler.

Hayat kısa, zaman kıymetli ve yapılacak işler çoktur. Bu nedenle hepimizin büyük imtihanlarından biri olan atalete teslim olmak yerine, Rabbimizin bize verdiği ömrü hareketle, üretimle ve fayda ile değerlendirmeliyiz.

Çünkü bereket harekettedir. Gayret eden yorulabilir; fakat yerinde saymaz. Harekete geçen insan bazen düşebilir; fakat mutlaka ilerler.

Ve sonunda insanın karşısına çıkan en büyük pişmanlık, yaptığı hatalar değil; yapabileceği hâlde hiç başlamadığı işler olur.