DÜRDÂNE (İNCİ TANESİ)
Hepimizin birer Dürdane olduğunu düşünüyorum sevgili okur. Okyanuslarda gelişen bu inci taneleri ulaşılmaz olduğu için değil, Şahsına münhasır olduğu için değerlidir.
Peki ya biz? Değerimizi, mutluluğumuzu ne ile ilişkilendiriyoruz? Sanki kalıpların arasına sıkışmışız gibi..Etrafına bak ve düşün bütün dağlar engebeli oluşuyla, içinde barındırdıklarıyla güzel ve özel değil midir? Allah hepimizi biricik yaratmış. Bu kadar güzel yaratılmış varlıklarken kendi değerimizi en başta kendimiz bilelim.
Değer demişken bunu ne ile ilişkilendirdiğimiz de çok önemlidir. Mesela çoğumuz değerimizi önemsenmek, ile mutluluğumuz ilişkilendiririz. Hayatım yolunda gittiği ölçüde mutluyum, birileri beni önemserse değerliyim demek, ruhumuzu tüketen düşünce kalıplarındandır. Düşünsene şu kainatın Yüce Yaratıcısı o kadar güzel şeyleri yoktan var etmiş ki, ama yinede en değer verdiği şeyin yani Eşref-i Mahlukatın sen olduğunu söylüyor. Bir durup hissetsene Rabbin sana değer vermiş, seni sevmiş, seni buna layık görmüş ve seni insan olarak yaratmış .
Subhanallah bu gerçekten de içimi kıpır kıpır yapan bir farkındalık. Hayatımın hiçbir döneminde mutlu olmak için çabalamadım. Fakat bütün çabam bahtiyar yani ( bahtım ile barışık) olmak içindi. Çünkü biliyorum ki buda mücadele isteyen bir olgu. Her zaman üzgün olamayız. Her zaman mutlu da olamayız. Yani bununla devamlı bir mücadele içinde olup iç huzurumuzu koruyamayız. Ama fıtraten her zaman bahtımız ile barışık olmak için mücadele edebiliriz. Çünkü içten içe biliriz bahtımız da ruhumuz da büyük bir zatın kudretinde.
Aslında bunun farkındalığını yaşadığımız ölçüde, tevekkülü de daha derinden anlayıp, her daim huzurlu hissetmeye başlarız. Bir yazı da okumuştum. Ülkenin birinde filleri yetiştirmek için küçüklüğünde onları kalın bir kazığa bağlarlarmış. Çünkü değerini, gücünü fark etmesini istemedikleri için önden tedbirini alırlarmış. Küçük fil bundan kurtulmak için önceleri o minicik cüssesiyle çok çaba sarf edermiş ama ne mümkün sonuç hep aynı kalırmış. Yıllar geçer kocaman olur, bağlandığı kazığın ve zincirin onlarca katına gücü yetecek kıvama geldiği zaman vazgeçermiş.. Çünkü inanmış zincirlerini koparamayacağına, kazığı kıramayacağına. Hem de o kadar inanmış ki kendi üstün gücünü ve değerini göremeyecek kadar. Öğrenilmiş çaresizlikten, kabullenişten soyutlayalım kendimizi. Bahtımız ile barışalım. Yaslayalım başımızı omuzumuza. Önce kendimiz inanalım kendimize ve unutmayalım hepimizin birer dürdane olduğunu..
Çaylar benden, Buyurun tefekküre..