Nur AKTUĞ
İnsanın anlam arayışını, varlık yolculuğunu konu alan kitaplarda ‘İnsan sosyal bir varlıktır’ tanımına rastlarız çoğu zaman. Peki bu ‘sosyal olma durumu’ yalnızca çevremizdeki eş/ dost mefhumlarıyla mı ilintilidir? İnsan kendi ruhuyla da sosyalleşemez mi? Bu soruları cevaplamadan önce sosyal kavramının kökü nedir önce onu bilmek gerekir diye düşünüyoruz. “Sosyal” kelimesi Türkçeye Fransızca “social” kelimesinden geçmiştir. Fransızcadaki social kelimesi ise köken olarak Latince “sociālis”’ten gelir ki “sociālis”, “arkadaş, ortak, yoldaş” demektir. Kelimenin kök manasından hareketle sosyallik, ortaklıkta önce kendinden başlamak; benliğine yoldaş olabilmektir yorumlamasını yapmak isabetli olur kanaatindeyiz.
Bu hususta Kur’an der ki: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91:9) Demek ki yol, dışarıya değil, içeriye doğrudur. Kendine varmak; kalbini temizlemek, ruhundaki karanlıkları tanımak ve orada Allah’ın nurunu fark etmektir. İncil ise, insanları komşularını sevmeye çağırırken, onların kendi kendileriyle kuvvetli bir ilişkileri olduğunu varsayar: “ Komşunu kendin gibi sev.” Bununla kastedilen narsisizm değil, başkasına yönelebilmenin ön koşulu olarak kendine yönelmektir. Bu yönelme hali, tıpkı Küçük Prens kitabında Prens’in tilkiyi evcilleştirmek için her gün yuvasının önüne gidip çıkmasını beklemesi gibidir.. Tilki ona “önce uzağa otur, sonra yavaş yavaş yaklaş” der. Bu sabır, bu mesafe.. aslında insanın kendini tanıma yolculuğunun da bir metaforudur. Kendine varmak da böyledir. İnsan bir anda “kendini tanıdım” diyemez. Her gün biraz daha yaklaşır kendine. Bu süreçte kendisini derinlemesine tanıyan insan, benliğiyle alakalı en gizli en kabullenmesi zor şeylerle yüzleşir.
Peki bu ev bulma yolculuğunda insan, yalnızca kendiyle mi baş başadır? Bu soruyu Tasavvufi perspektiften cevaplayacak olursak hayatımızdaki her karşılaşma ve her küçük olay, insanın kendi hakikatini keşfetme yolculuğunda birer öğretmendir. Mevlana’nın ifadesiyle, “Her ne olursa olsun, her şey seni kendine götürür” de diyebiliriz. Bu yolculukta kişinin ilk kapısı ailesidir. Dünyayı anlamayı, sevgiyi almayı ve verebilmeyi, öfkeyi, sabretmeyi evinde öğrenir insan. Kimi anlarda da derinlerde mesken edinmiş yüzeye çıkamayan o kırılgan tarafımızı gösterirler bizlere. Aile faktörü çoğu zaman en zorudur ama geçildiğinde en çok olgunlaştıranıdır. Bir sonra ki durak ise hayatımızın her evresinde bize eşlik eden eşimiz dostlarımızdır. Kimisi bize kendimize alan oluşturmayı öğretir kimi ise sınır nasıl çizilir sorusunun cevabıdır. Ve böylelikle yaş fark etmeksizin hayatımıza değen her insanın bize bir şey öğreteceği kesin olmakla birlikte dahası değişiminde ömür boyu devam ettiğinin bir göstergesi olabilir.
Kapanışa doğru... İnsan hayatının her anında kendine doğru yürür ve yalnızca kendi yolunu yürür. Bu yolculukta her şey bir bütündür. Ve yolun sonunda fark ederiz ki bütün karşılaşmalar birer işaret bütün kırılmalar birer yeniden doğuş bütün sevinçler ise birer hatırlatıcıdır. Hepsi bizi aynı yere götürür: Kendimize. Ve insan kendine vardığında, kaybettiği sandığı bütün yolların aslında onu oraya götürmek için sabırla beklediğini anlar.
Kendine varma yolculuğunda olanlara..