Evlilik mi, Sosyal Onay mı? Modern Çağın Aile Krizi
Kübranur ÇORAK
Modern hayat, geleneksel değerleri hızla dönüştürürken, bu değişimden en derin etkilenen kurumların başında aile gelmektedir.
Özellikle sosyal medya platformları, aile kuracak gençlere sürekli bir "gösteri" ve "beğeni" toplama baskısı yüklemiş durumda, bu durum bir zamanlar toplumun temel taşı olarak görünen evliliğin artık maddi beklentiler ve bireysel özentilikler sebebiyle, yuva kurmayı düşünenler için ayrıca bir yük haline gelmesine yol açıyor.
Günümüz gençleri, Instagram’daki gösterişli düğün paylaşımları, TikTok’ta idealize edilen “mükemmel çift” videoları ve X’te dolaşan başarı hikâyeleri arasında sıkışıp kalmaktadır. Böylece evlilik, bir sevgi ve vefa bağı olmaktan çıkarak, giderek sosyal onay kazanma aracı haline dönüşüyor.
Halbuki aile, Allah Teâlâ’nın insanlığa bahşettiği en değerli nimetlerden biridir. Kur’an-ı Kerim’de de, “Sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir” (Rum Suresi, 21) buyrularak, evliliğin huzur, sükûn, muhabbet ve rahmet kaynağı olduğu bizlere bildirilmiştir.
Ancak günümüzde bu mukaddes yapı, sosyal medyanın yarattığı göz alıcı gösteriş ve özenti kültürü nedeniyle zayıflamaktadır. Gençler, bu platformlarda sergilenen abartılı yaşam tarzlarından etkilenerek evliliği zorlaştırmakta; yeni nesil adetler ise harama özendirme riski taşımaktadır. Anne ve Babalar da, yanlış bir anlayışla “kendini ezdirme” yaklaşımıyla çocuklarına destek verdiklerinde, yuva kurma ve birlikte olma odakları dağılıp zayıflamaktadır.
Sosyal Medya ve Harama Özendirme
Sosyal medya, modern çağın en güçlü etkileyici araçlarından biri haline gelmiştir. Bir yandan insanları birbirine bağlarken, diğer yandan kıyaslama ve özentiyi zihinlere aşılamaktadır. Bu platformlar, kullanıcılarını sürekli “iyi hayat” görüntülerine maruz bırakarak, gerçek ilişkileri değersizleştirmektedir.
Örneğin, genç bir kız influencerların paylaştığı lüks balayı fotoğraflarını gördüğünde, kendi evliliğini ya da imkânlarını yetersiz hissetmeye başlamaktadır. Bir erkek ise, çevresindekilerin gösterişli düğünleri veya maddi başarıları karşısında ekonomik gücünü yetersiz hissederek evlenmeyi erteler; daha fazla kazanmak, daha başarılı görünmek baskısına kapılır.
Tüm bunların yanı sıra, sosyal medya “özgür yaşam” adı altında bireyselliği özendiren paylaşımlarla da gençleri yanlış yönlendirmektedir. Böyle bir ortamda yetişen birey, evliliği sorumlulukların arttığı, özgürlüğün kısıtlandığı bir alan olarak görüp flörte yönelme eğilimi göstermektedir. Oysa bu, İslami açıdan büyük bir tehlikedir. Çünkü Allah Teâlâ Kur’an’da, “Zinaya yaklaşmayın” buyurarak bu davranışın tehlikeli bir yol olduğunu ve harama giden kapıların kapatılması gerektiğini vurgulamıştır.
Bir diğer mesele ise, sosyal medyada sıkça paylaşılan abartılı düğün görüntülerinin gençler üzerinde oluşturduğu etkidir. Bu gösterişli paylaşımlar, bireylerde eksiklik hissi uyandırmakta; sade, samimi bir evliliği “sıradan” göstermektedir. Oysa bu, tamamen bir ilüzyondur — çünkü sosyal medyada görülen hayatlar çoğu zaman filtreden, gösterişten ve abartıdan ibarettir.
Ev Dizmek mi, Hayat Kurmak mı?
Günümüzde evlilikler ne yazık ki bir tür yarışa dönüşmüş durumda. Gençler, sosyal medyada gördükleri örneklerin etkisiyle “modaya uygun” evler kurmak uğruna borçlanıyor; düğünleri ise adeta birer lüks organizasyona çeviriyorlar. Peki sonuç? Düğün sonrası başlayan maddi krizler ve beraberinde gelen huzursuzluklar…
Evlilik öncesinde yapılan en büyük hatalardan biri, sanki bir daha hiçbir şey alınmayacakmış gibi her eşyadan fazlasıyla almak. Düğün telaşının içinde, “olsun da nasıl olursa olsun” düşüncesiyle alınan birçok eşya, aslında ne ihtiyaçtan ne de içten gelen bir zevkten kaynaklanıyor. Kimi zaman sosyal medyadan görülen bir özentilik, kişilerin kendi tarzlarını ve ruhlarını yansıtmayan seçimler yapmalarına sebep oluyor. Sonuçta, o eşyalarla bağ kuramayan bireyler ortaya çıkıyor.
Oysa evlilik, iki insanın birlikte bir “hayat” inşa etme yolculuğudur. Evin her köşesinde ortak bir zevkin, ortak bir emeğin izi olmalıdır. Eşlerin birlikte karar vererek, kendi ihtiyaçları ve değerleri doğrultusunda bir düzen kurmaları; ilişkiyi güçlendiren, sevgiyi ve muhabbeti derinleştiren en önemli unsurlardandır.
Bugün birçok evde her şey var ama çoğu sadece “eşyalardan ibaret.”
Çünkü insanlar artık kalıcı duygular yerine anlık tatminlerin peşinde. Oysa huzurlu bir hayat, gösterişli eşyalarla değil; sade, samimi ve ortak emekle inşa edilir.
Kısacası: Ev dizmek göz içindir, hayat kurmak ise gönül içindir.
Ailelerin Yanlış Yönlendirmesi: Kendini Ezdirmemek Adına Destekleme Tuzağı
Günümüzde birçok aile, iyi niyetle çocuklarını “kendini ezdirme”, “hakkını yedirme”, “asla taviz verme” diyerek destekliyor. Ancak bu söylemler, farkında olmadan gençleri korumaktan çok, ilişkilerde sertleştiriyor. “Kendini ezdirmemek” adına verilen bu öğütler, çoğu zaman empatiyi, anlayışı ve sabrı gölgeliyor.
bu tür telkinlerle büyüyen gençler, evlilikte dengeyi değil üstünlüğü arıyor. Her biri haklı çıkmaya, kendi sınırlarını korumaya odaklanıyor; ama ortak alanı, ortak dili kaybediyor. Böylece evlilik, bir birlik değil; iki bireyin güç mücadelesine dönüşüyor.
Aileler genellikle “kızım üzülmesin”, “oğlum geri adım atmasın” diye düşünürken, aslında onları sağlıklı bir iletişimden uzaklaştırıyor. Oysa güçlü bir insan, her zaman dik duran değil; yeri geldiğinde anlayan, susabilen, uzlaşabilendir. Gerçek olgunluk, karşısındakini ezmeden kendini koruyabilmektir.
Sosyal medya da bu durumu daha da pekiştirmektedir. “Kimseye boyun eğme”, “kendi değerini kimse için düşürme” gibi içeriklerle, bireyselliği ön plana çıkarıyor ama ilişkideki olgunluğu yok ediyor. Sonuçta insanlar “haklı” kalıyor ama yalnızlaşıyor.
Bir evlilikte esas olan, kimin kazandığı değil, ilişkinin ne kadar korunduğudur.
Eğer aileler gerçekten çocuklarının mutluluğunu istiyorsa, onları “yarışa” değil “uyuma” davet etmelidir.
Çünkü aile kurmak, üstünlük değil; bütünlük işidir.
Sonuç olarak; Evlilik, bir sosyal onay aracı değil, Huzuru elde etmeye yönelik Manevi bir yolculuktur.
Bugünün gençleri, sosyal medyanın dayatmaları ve maddi beklentilerin baskısı arasında savrulmaktadır. Oysa bu gürültüden çıkış yolu, İslam’ın sade, dengeli ve hikmet dolu ölçülerinde gizlidir. Gösteriş yerine samimiyeti, tüketim yerine kanaati, dünyevi özentiler yerine manevi dengeyi tercih ettiğimizde; evlilik yeniden huzurun adresine dönüşecektir.
Unutmayalım, yaşadığımız bu kriz aynı zamanda farkındalıklarımızı da artırmaktadır.
Daha sade, daha bilinçli ve daha huzurlu aileler kurabilmek temennisiyle.