Müminin Şiarı: Faydalı Olmak

Müminin Şiarı: Faydalı Olmak

Kübranur ÇORAK

İnsan, yaratılışı gereği anlam arayan bir varlıktır. Hayatın içinde yaptığı her işte, kurduğu her ilişkide ve aldığı her kararda kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben ne kadar faydalıyım?” Çünkü insanın değeri yalnızca sahip olduklarıyla değil, çevresine kattıklarıyla ölçülür. Bir ağacı değerli kılan meyvesi, bir bulutu kıymetli kılan yağmuru olduğu gibi; insanı da kıymetli kılan faydasıdır.

Günümüzde başarı denildiğinde çoğu zaman makam, para, şöhret veya güç akla gelmektedir. Oysa tarih boyunca kalıcı iz bırakan insanlar incelediğimizde, onların ortak özelliklerinin yalnızca başarılı olmaları değil, insanlığa fayda sağlamaları olduğu görülür. İnsanlar sahip oldukları servetleriyle değil, ortaya koydukları hizmetlerle hatırlanmışlardır. Çünkü menfaat üzerine kurulan başarılar geçici, fayda üzerine kurulan başarılar ise kalıcıdır.

Modern çağın en büyük problemlerinden biri, insanın kendisini merkeze koyarak yaşamaya başlamasıdır. Sürekli “Ben ne kazanacağım?”, “Bana ne faydası olacak?” sorularını soran bireyler çoğalırken, “Ben ne katkı sunabilirim?” sorusunu soranların sayısı giderek azalmaktadır. Oysa mümin, sadece kendi mutluluğunu düşünen değil; çevresinin huzurunu, toplumun iyiliğini ve insanların hayrını da gözeten kişidir.

Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde halife olarak yaratıldığı bildirilir. Bu ifade, insana verilen büyük sorumluluğu göstermektedir. Mümin, yaşadığı dünyayı güzelleştirmekle yükümlüdür. Bir öğrencinin dersine çalışması, bir öğretmenin öğrencilerine rehberlik etmesi, bir esnafın dürüst ticaret yapması, bir anne ve babanın evlatlarını güzel ahlakla yetiştirmesi de bu sorumluluğun bir parçasıdır. Faydalı olmak yalnızca büyük projeler üretmek veya büyük kurumlar kurmak değildir; bulunduğu yerde iyiliği çoğaltabilmektir.

Dikkat edilirse toplumların yükseliş dönemlerinde ortak bir bilinç vardır: İnsanlar yalnızca kendileri için değil, başkaları için de yaşarlar. Vakıflar kurulur, ilim halkaları oluşturulur, ihtiyaç sahipleri gözetilir, gençler desteklenir ve toplumun ortak menfaatleri için fedakârlık yapılır. Buna karşılık bencilliğin yaygınlaştığı dönemlerde ise sosyal bağlar zayıflar, güven azalır ve toplumsal çözülmeler başlar.

Bir gemi düşünelim. Gemide bulunan herkes yalnızca kendi rahatını düşünürse gemi hedefe ulaşamaz. Kimi dümeni tutmalı, kimi yön göstermeli, kimi tamir işlerini yapmalı, kimi de diğer yolcuların güvenliğini sağlamalıdır. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirdiğinde gemi selametle limana ulaşır. Toplum da böyledir. İnsanlar yalnızca kendi çıkarlarını düşündüklerinde toplumsal düzen zarar görür; ancak herkes bulunduğu yerde sorumluluk üstlendiğinde güçlü ve huzurlu bir toplum ortaya çıkar.

Müminin faydalı olma bilinci, sadece dünyevî bir sorumluluk değil aynı zamanda kulluğun da bir gereğidir. Çünkü Allah’ın rızasını kazanmanın yollarından biri de O’nun kullarına faydalı olmaktır. Bir gönle dokunmak, bir insanın yükünü hafifletmek, bir gencin elinden tutmak, bir ihtiyaç sahibine destek olmak bazen yıllarca yapılan sözlü nasihatlerden daha etkili olabilir. İyilik bulaşıcıdır; bir kişinin yaptığı samimi bir yardım, başka insanların da hayra yönelmesine vesile olabilir.

Ne yazık ki günümüzde birçok insan vakti olmadığı gerekçesiyle toplumsal sorumluluklardan uzak durmaktadır. Oysa mesele zamanın çokluğu değil, niyetin samimiyetidir. Bir insanın sahip olduğu bilgi, tecrübe, meslek, maddi imkân veya kabiliyetlerin her biri aslında bir emanettir. Bu emanetlerin yalnızca kişisel çıkarlar için kullanılması eksikliktir; asıl değer, onları insanlığın faydasına sunabilmektedir.

Mümin, yaşadığı toplumun yükünü omuzlarında hisseden kişidir. Haksızlık karşısında sessiz kalmaz, iyilik fırsatlarını kaçırmaz, elinden gelen katkıyı küçümsemez. Çünkü bilir ki büyük değişimler çoğu zaman küçük ama samimi adımlarla başlar. Bir öğrenciyi teşvik eden öğretmen, bir ihtiyaç sahibine destek olan esnaf, ailesine güzel örnek olan anne-baba veya çevresine umut veren genç; aslında toplumu inşa eden görünmez kahramanlardır.

Sonuç olarak müminin hayatındaki temel soru “Ben ne elde ettim?” değil, “Ben ne fayda ürettim?” olmalıdır. Dünya üzerinde geçirilen ömür sınırlıdır; ancak faydalı işler insanın ardından yaşamaya devam eder. İnsan öldüğünde malı, makamı ve şöhreti geride kalır; fakat bıraktığı hayır eserleri, yetiştirdiği insanlar ve yaptığı iyilikler yaşamaya devam eder. Bu nedenle mümin için gerçek başarı, yalnızca kendisi için yaşayan biri olmak değil; Allah’ın rızasını gözeterek insanlara fayda sunan, bulunduğu yere değer katan ve ardında hayırlı izler bırakan bir insan olabilmektir.

 Çünkü müminin şiarı faydalı olmak, gayesi ise Allah’ın rızasını kazanmaktır.